Yunanistan Türkleri

Yunanistan Türkleri

 

Osmanlı hâkimiyetinden ilk çıkan Balkan milleti 1830 yılında bağımsızlığını kazanan Yunanlılardır. 1821 baharında başlayan Yunan ayaklanması, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa tarafından bastırılmış ise de Navarin’de Türk donanmasının yakılması dengeleri yeniden isyancılar lehine çevirmiştir. 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı’nın sonunda Türkler yenilmişler ve 3 Şubat 1830 tarihinde İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanan Londra Protokolü ile Yunanistan’ın kuruluşu ilan edilmiştir.

Yunanistan başlangıçta Atina ve Mora yarımadası civarında kurulmuş bir küçük devlet iken takip eden yıllarda sürekli olarak Osmanlı Devleti’nden toprak alarak büyümüştür. 1841 yılında Girit’i, 1853-56 Kırım Savaşı esnasında Tesalya ve Epir bölgelerini almaya teşebbüs etti ise de bu arzularını gerçekleştiremedi. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın sonunda imzalanan Berlin Antlaşması’nın bazı hükümleri gerekçe gösterilerek 1881 yılında Yunanistan-Osmanlı sınırı yeniden belirlendi. Bu düzenlemenin sonucunda Tesalya’nın büyük bir bölümü ve Epir’in bir kısmı Yunanistan’a geçti.

1897 Osmanlı-Yunan Savaşı Yunanistan’ın hezimeti ile sonuçlandı, ama önemli bir sınır değişikliği olmadı. 1908 Meşrutiyeti’ni takip eden günlerde Girit Meclisi Yunanistan’a iltihak ettiğini ilan etmişti. 1912-13 Balkan Savaşlarının sonucunda Yunanistan, Selanik dahil olmak üzere Halkidikya yarımadasına kadar ilerledi. Nihayet Mayıs 1920’de Batı Trakya’yı hakimiyetine geçirdi. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile Meriç Nehri esas alınarak bugünkü Türk-Yunan sınırı çizildi.

Günümüzde Yunanistan’da Türkler ülkenin Batı Trakya bölgesindedirler. Bölge doğuda Meriç, batıda Karasu, kuzeyde Rodop dağları ve güneyde Ege Denizi ile çevrilidir. 550 yıldan fazla Osmanlı hâkimiyetinde kalan bölge Balkan Savaşları esnasında Osmanlı hâkimiyetinden çıkarak Bulgaristan’ın yönetimine girmiştir. Bulgaristan yönetimini istemeyen bölge Türkleri 31 Ağustos 1913 tarihinde Garbî Trakya Hükümet-i Muvakkatesi’ni daha sonra da Garbî Trakya Hükümet-i Müstakilesi’ni kurmuşlardır. İki aydan kısa bir süre ordusuyla, pasaportuyla, bütçesi ve gazetesi ile bağımsız bir devlet olarak hareket etmesine rağmen Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında 29 Ekim 1913 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması sonucunda bölge Bulgaristan’ın hâkimiyetine geçmiştir.

Bölge bu tarihten Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Bulgaristan yönetiminde kalmış ise de, bu savaşın Bulgaristan’ın da içlerinde bulunduğu İtilâf Devletleri tarafından kaybedilmesi üzerine, 27 Kasım 1919 tarihinde Bulgaristan’la imzalanan Neuilly Antlaşması ile ileride savaşın galipleri arasında bulunan Yunanistan’a bırakılmak üzere Fransız Askerî Genel Valisi Charpie başkanlığındaki bir Müttefiklerarası Trakya Hükümeti’ne (Thrace Inter Allieé) devredilmiştir. Beş buçuk ay kadar süren bu dönemde Batı Trakya Türkleri bağımsızlık için bazı teşebbüslerde bulunmuşlarsa da bölge 14-22 Mayıs 1920 tarihleri arasında bölgeyi işgal eden Yunanistan’ın hâkimiyetine girmiştir.

Lozan’da 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan mübadele protokolü gereğince Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları istisna tutularak Yunanistan’da bulunan Türkler ile Türkiye’de bulunan Rumlar arasında nüfus mübadelesi yapılması kararlaştırılmıştır. Antlaşmada belirtildiği gibi Batı Trakya’daki Türkler Yunanistan’da kaldılar. Ancak mübadeleden olumsuz bir şekilde etkilendiler. Yunanistan hükümeti, Bulgaristan’dan ve Türkiye’den gelen Rum mübadilleri Batı Trakya’ya yerleştirerek bölgeyi Helenleştirme faaliyetlerine girişti. 1928 nüfus sayımına göre Batı Trakya’nın nüfusu 303.171’dir. Bunun 107.607’si yani üçte biri göçmendir. Bunları yerleştirmek için Türklerin mallarına el konulmuştur.

Batı Trakya bölgesi, Balkan Savaşlarından sonra Osmanlı hâkimiyetinden çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913 tarihinde imzalanan Atina Antlaşması, Batı Trakya Türklerinin dini, sosyal ve eğitim kurumları hakkında hükümler içermektedir. Antlaşma Batı, Trakya Türklerinin tüzel kişiliği olan cemaat-i islamiyeler şeklinde teşkilatlanmalarını öngörmektedir.55 1920 tarihli Yunan Sevr’inin sekizinci maddesi ve Lozan Antlaşması’nın 40. maddesi masrafları kendilerine ait olmak üzere Yunanistan’daki Müslüman azınlığın her türlü hayır, dini ve sosyal kurumlar ve okullar kurmak hakkını vermektedir.

Ayrıca Yunanistan 1920 yılında çıkarmış olduğu bir kanunla 1913 Atina Antlaşması’nın hükümlerini iç hukukuna da geçirmiş; böylece Müslüman azınlığın teşkilatlanması ve yönetiminin, cemaat idare heyetleri, başmüftü ve müftüler vasıtasıyla olacağı tasrih edilmiştir. Kanuna göre, müftüler bölgelerindeki Müslümanların oyları ile seçileceklerdir. Başmüftü menşurunu Meşihat’tan alacaktır. Yunanistan’daki bütün müftülerin katılacağı bir seçimle belirlenen üç başmüftü adayından birini kral tayin eder. İslam vakıflarının idaresi için her müftülükte 7 ile 12 üyeden oluşan bir heyet kurulur. Heyet üyelerinden biri başkan seçilir. Bu heyetler Müslümanların oyuyla üç yıllığına seçilirler. Bu heyetler Müslümanların eğitim kurumlarını yönetirler. Vakıflar ve din işleriyle ilgili kişiler müftülere bağlıdırlar. Azınlık okullarının eğitim dili Türkçe’dir, Yunanca da öğretilir.

Yunanistan’da Müslümanların dini hayatlarını tanzim etmek üzere 1920 yılında çıkarılan kanunda Yunanistan Müslümanlarının en yüksek dini mercii olarak bir başmüftüden bahsedildiği halde hiç bir zaman böyle bir başmüftü olmamıştır. Bu kanunun Cemaat-i İslamiyelere ilişkin bazı hükümlerinin uygulanması Yunanistan kralının 1949 yılında çıkarmış olduğu iki iradeyle mümkün olabilmiştir. Yunanistan hükümetinin cemaat heyetlerine ilk müdahalesi, 1946 yılında İskeçe Cemaat Heyeti’ni dağıtıp yerine bir idare komisyonunu ataması şeklinde olmuştur.

1967 yılında Yunanistan’da işbaşına gelen Cunta seçimle gelen heyetleri lağvederek yeni heyetler tayin etmiş, Dedeağaç Cemaat Heyeti’ni kaldırmış, heyetlerin yetkilerini kısıtlamıştır. Halen İskeçe ve Gümülcine’de Cunta’nın 1967 yılında atadığı cemaat heyetleri görevdedir. 1920 yılında çıkarılan kanunun müftü seçimleri ile ilgili hükümleri de uygulanmamaktadır. 1967 yılından beri müftü seçimleri yapılmamaktadır.

Yunanistan hükümeti kendi emrindeki bazı insanları İskeçe ve Gümülcine müftü vekilleri olarak tayin etmiştir. Bu durumu yasallaştırmak için 24.12.1990 tarihinde bir kanun hükmünde kararname yayınlamıştır. İskeçe Müslümanlarının seçtiği Mehmet Emin Aga, müftülük makamını gasp ettiği gerekçesiyle on ay, aynı şekilde Gümülcine Müslümanlarının oylarıyla seçilen İbrahim Şerif sekiz ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Batı Trakya Müslümanları seçilmiş-atanmış müftü ikiliğini yaşamaktadırlar. Camilerin, İslam vakıflarının idaresi bu atanmış müftülerin elindedir.

Batı Trakya Türkleri, 1980’li yıllara kadar Yunan partilerinden milletvekili seçilerek toplumlarını Yunanistan Parlamentosu’nda temsil ettiler. Ancak 1970’li yılların sonunda ve 80’li yıllarda artan baskılar ve buna mukabil “parti disiplini” gerekçesiyle Parlamento’da seslerini yeterince çıkaramayışları, onları başka arayışlara itti. 1985, 1989 ve 1990 seçimlerinde bağımsız listelerle temsilcilerini seçtiler. Dr. Sadık Ahmet, İsmail Rodoplu, Ahmet Faikoğlu gibi temsilcilerini Parlemento’ya gönderdiler.

Bunun üzerine Yunan hükümeti Türklerin bu şekilde Parlemento’ya gelmelerini önlemek için ülke genelinde %3 barajını getirdi. Her şeye rağmen Dr.Sadık Ahmet, Batı Trakya Türklerinin ilk partisi olan Dostluk, Eşitlik ve Barış Partisi’ni kurdu. Sadık Ahmet, bu parti çatısı altında Batı Trakya Türklerinin haklarını savunup, birlik ve beraberliklerini sağlarken 24/25 Temmuz 1995 gecesi bir trafik kazası (!) sonucunda hayatını kaybetti. Günümüzde Batı Trakya Türkleri temsilcilerini Yunan partilerinin listesinden Parlemento’ya göndermektedirler.

1970’li yıllar itibariyle Batı Trakya’da Türklere ait ilkokulların sayısı 279 iken, 1980’li yıllarda bu sayı 241’e düşmüştür. Bu okullardaki öğrencilerin sayısı 12.000 civarındadır. 3 Ocak 1988 tarihinde İstanbul’da toplanan Batı Trakya Türkleri I. Eğitim Şurası’nda, ilkokulların problemleri olarak, Türkiye’den gönderilen kitapların dağıtılmadığı, elde olan yirmi yıllık kitapların az ve kullanılamayacak derecede yıpranmış oldukları; Türk okullarının ders araç ve gereçlerinden mahrumiyetleri; öğretmenlerin yetersizliği ve Türklerin istediği öğretmeni tayin edememeleri; bazı okul binalarının yetersizliği; Yunanistan’da ilköğretim üç yıl olduğu halde bunun Türk okullarında tatbik edilmediği; Türkçe okutulan derslerin azlığı tespit edilmiştir.

Batı Trakya’da Türkçe eğitim veren okulların sayısı sadece ikidir. Buralarda da yıl sonu imtihanları Yunan öğretmenler tarafından ve Yunanca olarak yapılmaktadır. Batı Trakya Türklerinin biri 1952 yılında diğeri 1965 yılında açılmış iki lisesi ve iki medresesi vardır. İlkokullar gibi Batı Trakya Türklerinin ortaöğretim kurumlarının da pek çok problemi vardır.

Yunanistan hükümeti, Batı Trakya Türklerini çeşitli metotlarla yıldırarak Yunanistan’dan göçmeye zorlamaktadır. Batı Trakya Türklerine inşaat ve onarım ruhsatı, traktör ehliyeti, av silahı ve ruhsatı vermeme; çeşitli bahanelerle onları para cezalarına çarptırma; arazilerine el koyma veya kamulaştırma; tahrikler, tehditler ve saldırılar; pasaport sınırlamaları en çok uygulanan metotlardır. Batı Trakya’ya Yunanlıların yerleşmesi ve onların Türklerin arazilerini satın almaları teşvik edilmektedir.

Rusya’dan getirilen Pontus Rumları Batı Trakya’ya iskân edilmiştir. Bu şekilde Batı Trakya’da Türklerin oranının düşürülmesine çalışılmaktadır. Batı Trakya Türklerinin hemen tamamının çiftçi oldukları düşünülürse traktör ehliyeti alamamaları, gayrimenkul alamamaları ve mevcut arazilerine el konulmasının ne demek olduğu daha iyi anlaşılır. 1923 yılında Batı Trakya’da ekilebilir arazinin %84’ü Türklerin elinde iken 1980’li yıllarda bu oran %35’e,59 1990 yılı itibariyle ise %20’ye düşmüştür. Bütün bu anlatılanlardan sonra, Batı Trakya Türklerinin, bölgedeki devlet kurumlarında istihdam edilmediklerini tahmin etmek zor olmaz. İskeçe valiliğinde bir tane Türk çalışmaktadır, o da veterinerlik hizmetleri bölümündedir.

1995 yılına girerken Batı Trakya Türklerinin durumunu, orada çıkan Yuvamız dergisinin sahibi ve sorumlusu M. H. Mustafa, şöyle tanımlamaktadır: Eski hükümetten Türk okullarının kitap sorununu devir alan Pasok yönetimi, Türk okullarını istenmeyen kitapları kabul ettirmeye zorlamaktadır. Gözdağı vermek için bazı öğretmenler cezalandırılmış, öğrenci velileri hapse atılmış, Türkiye’den öğretmenlerin gelmesine izin verilmediği için bazı şehirlerdeki azınlık liselerinde Türkçe eğitim yapılamamıştır. Seçilmiş müftüler, hapis cezasına çarptırılmış, Öğretmenler Birliği yöneticilerinden gazetecilere kadar çok sayıda Türk aleyhinde davalar açılmıştır.

Yunanistan’ın Avrupa Birliği üyesi olması sebebiyle yapılması gereken Avrupa Parlamentosu seçimlerine Türklerin katılmasını önlemek için bu seçimlere de %3’lük bir baraj getirilmiş, ardından vali ve il genel meclisi seçimlerinde illerin birleştirilmesi gibi seçim hileleri ile Türklerin temsilcilerini seçebilmeleri engellenmiştir. Bulgaristan sınırındaki 40.000 Türkün açık hava hapishanesi hayatı devam etmektedir.

Yunanistan hükümetinin 1999 yılında Batı Trakya Türkleri için verdiği rakam 98.000’dir. Bugün Batı Trakya’da 100.000’den fazla Türk yaşamaktadır. Bu rakama kendisini Türk hisseden ve Türk olarak takdim eden 30.000 civarındaki Pomak ve 10.000 civarındaki Çingeneyi de ilave etmek gerekir. Yüksek doğurganlıklarına rağmen Batı Trakya Türklerinin nüfusu 80-90 yıldır aynı rakamlar etrafında dolaşmaktadır. Bu rakamın artmayış sebebi Yunanistan hükümetinin baskılarından kurtulmak isteyen Batı Trakya Türklerinin ana yurtlarından ayrılmak zorunda kalmalarıdır. Batı Trakya dağlık ve ovalık olarak ikiye bölünmüş ve dağlık bölge yasak bölge ilan edilmiştir. Yukarıdaki paragrafta M. H. Mustafa’nın “açık hava hapishanesi” olarak nitelediği bu bölgeye girip çıkmak izne tabidir.

İskeçe’nin seçilmiş Müftüsü Mehmet Emin Aga, Batı Trakya Türklerinin temsilcisi olarak Ocak 2002 başında Ankara’ya gelerek Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ve diğer yetkilileri ile görüşmeler yaparak sıkıntılarını aktarmıştır. Mehmet Emin Aga, Yunanistan’ın Batı Trakya halkına baskı uygulamaya devam ettiğini, dönüşte de kendisine baskı yapılacağını ve İpsala Sınır Kapısı’nda sorgudan geçirileceğini, Batı Trakya’da sıkıntılarının devam ettiğini, eğitim, sağlık ve ekonomi alanında değişen bir şey olmadığını belirtmiştir.

Yunan hükümetinin sadece belli bir nispette tütün ekimine izin verdiğini, hayvancılık ve ormancılık faaliyetlerinin engellendiğini söyleyen Mehmet Emin Aga, bölgedeki sıkıntılardan dolayı birçok insanın Atina ve Selanik kentlerinin yanı sıra Almanya gibi Batı Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kaldığını; bazı dağ köylerinin halen dışarıdan gelen insanlara insanların ziyaretine kapalı olduğunu, ekonomik anlamda karın tokluğuna çalıştıklarını; Yunan hükümetinin eğitim alanında da Lozan Antlaşması’nın şartlarına uymadığını, bağımsız olması gereken okullarının Yunan hükümetinin kontrolü altında bulunduğunu, dörtte üç nispetinde olması gerek eğitim dilinin dörtte bire düşürüldüğünü; hastahanelere gittiklerinde aylar sonrasına randevu alabildiklerini söylemiştir. Yunan hükümetinin bedava ev, arsa ve maaş vererek Ortodoks toplulukları Batı Trakya’ya yerleştirmeyi sürdürdüğünü, 50 yıldır verilen mücadelenin sonunda ulaşılan olumlu gelişmeler olarak çanak antenlerle Türkiye televizyonlarını seyredebildiklerini, Türklerin ev ve arsa sahibi olmaya başladıklarını ve miras alabildiklerini söylemiştir.

Batı Trakya Türkleri, 1927 yılında İskeçe Türk Birliği, 1928 yılında Gümülcine Türk Gençler Birliği ve 1936 yılında Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği gibi cemiyetler kurmuşlardır. Bu kuruluşlar, isimlerinde “Türk” kelimesi geçtiği için 1984 yılında Yunan makamlarınca kapatılmıştır. Bununla beraber fiilen varlıklarını sürdürmektedirler.

Yunanistan hükümeti Batı Trakya Türklerinin Türk kimliklerini tanımamakta, onları dini bir azınlık gibi görmek ve takdim etmek istemektedir. Yukarıda sayılan derneklerinin yanı sıra, Batı Trakya Türklerinin, Müslüman Muallimler Birliği, Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği, Vaaz ve İrşad Heyeti, İttihat-ı İslam Cemiyeti ve İntibah-ı İslam Cemiyeti gibi kuruluşları da vardır.

Yunanistan veya Batı Trakya Türkleri, 1923 Lozan Antlaşması’ndan günümüze kadar 60’ın üzerinde Türkçe gazete ve dergi yayınlamışlardır. Bunların bir kısmı Arap harfleriyle bir kısmı da Latin harfleriyle çıkmıştır. Batı Trakya Türklerinin bugün artık yayınlanmayan Türkçe gazete ve dergileri şunlardır: Yeni Ziya, Balkan, İtila, Yeni Yol, Yeni Adım, Yarın, Adalet, İnkılap, Milliyet, Trakya, Ülkü, Müdafaa-i İslam, Hakyol, Sebat, Akın, Muhafazakar, Azınlık Postası, İleri, Gerçek, Trakya’nın Sesi, Aile, Muallim Mecmuası, Peygamber Binası, İsbat, Batı Trakya, Aliş, Devam, Yol, Hakka Davet, Yuvamız.67 Günümüzde yayınlanmakta olan gazeteler, Türkler, Akın, Gerçek, İleri, Yakın ve Trakya’nın Sesi, Çocuk dergileri ise Yuvamız, Şafak, Hakka Davet, Arkadaş Çocuk teşkil etmektedirler.

Türkiye’de harf devriminin gerçekleştirilmesini takip eden yıllarda Batı Trakya Türkleri arasında eski harfler-yeni harfler ikiliği yaşanmıştır. Bu cümleden olarak bazı süreli yayınlar 1970’li yıllara kadar eski harflerle çıkmayı sürdürmüşlerdir. Günümüzde Batı Trakya’da çıkan bütün Türkçe süreli yayınlar Latin harfleri iledir. Feyyaz Sağlam, Batı Trakya Türk Edebiyatı’nı Lozan Öncesi, 1923-1960 Arası, 1960-1980 Arası ve 1980 Sonrası olmak üzere dört ana döneme ayırmaktadır.

1923-1960 Arası, Batı Trakya Türk Edebiyatı’nın suskunluk dönemidir. Yunan İç Savaşı, II. Dünya Savaşı ve eski yazı-yeni yazı kavgalarının gölgesi altında geçmiştir. Bu dönemin iki önemli ismi Mehmet Hilmi ve Mehmet Kemal’dir (Kemal Şevket Batıbey). 1960-1980 Arasında Batı Trakya Türk Edebiyatı’nda bir canlanma gözlenmektedir. Birlik ve Öğretmen gibi sanat ve edebiyat ağırlıklı dergilerinin bu canlanmada önemli rolleri olmuştur. Yukarıdaki isimlere ilaveten Asım Haliloğlu bu dönemin önemli kalemlerindendir.

Haliloğlu Batı Trakya Türk Çocuk Edebiyatı’nın kurucusudur. 1980 sonrası yıllar ise Batı Trakya Türk Edebiyatı’nın dışa açılmaya başladığı dönemdir. Bu dönemde yayınlanmaya başlayan Şafak, Batı Trakya Türklerinin ilk müstakil sanat, edebiyat ve kültür dergisidir. Bu dönemin önemli isimleri arasında Ali Rıza Saraçoğlu, Hüseyin Mazlum, Rahmi Ali, Hüseyin Alibabaoğlu, Tevfik Hüseyinoğlu, Abdurrahim Dede, Mustafa Tahsin, Naim Kazım, Hüseyin Mahmutoğlu, Mücahit Mümin, Refika Nazım, Salih Halil, İmam Kasım, Mehmet Çolak, İbram Onsunoğlu ve Kadir Ali sayılır. Bunlara ilaveten artık Türkiye ve Almanya’da yaşayan ve Batı Trakya’yı çalışmalarına konu alan şair ve yazarlar da vardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



istanbul travesti Haber |istanbul travesti Bilgi |istanbul travesti |istanbul travesti |travesti | ankara travesti|ankara travestileri |ankara travestiankara travesti