Protestan Misyonerleri ve Ermeni Olaylarına Etkileri

Protestan Misyonerler ve Ermeni Olaylarına Etkileri

Osman KILIÇ*

ERMENİ ARAŞTIRMALARI, 29, 2008

           

Öz: Ermeni Meselesi, XIX. yüzyılın ortalarında Osmanlı Devleti’nin bütünlüğüne yönelen bir tehdit olarak ortaya çıkmıştır. XIX. Yüzyılda Ermeni Meselesi’nin ortaya çıkmasında birçok etken vardır. Büyük devletlerin Osmanlı Devleti üzerindeki çıkarları, Fransız İhtilali ve dünyaya yaydığı milliyetçilik fikri, Osmanlı Devleti’nin merkezi otoritesinin zayıflamaya başlaması gibi sebepler bunlardan bazılarıdır. Bu sebeplerden birisi de Osmanlı Devleti’ne yönelik misyonerlik faaliyetleridir. Misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı Devleti açısından daimî bir tehdit oluşturmuştur. Çünkü bu topraklara ayak bastıkları andan itibaren gerçekleştirdikleri faaliyetler sonuçları itibariyle, Osmanlı’nın lehine olmamıştır. Özellikle Ermenilere yönelik Protestan misyonerlerinin faaliyetleri Ermeniler arasında, eğitim aracılığıyla, milliyetçilik fikirlerinin yayılmasını sağlamıştır. Zamanla misyonerler aracılığıyla Amerika ve diğer Batı ülkelerine giden ve buralarda eğitim gören Ermeniler Osmanlı topraklarına geldiklerinde birer ihtilalci olmuşlardır. Büyük devletlerin Osmanlı üzerindeki emelleri ve Rusların Ermenilere yönelik politikalarıyla birlikte misyonerlik faaliyetleri, Ermeni Sorunu’nun çıkmasında önemli bir rol oynamıştır.

Anahtar Kelimeler: Protestan misyonerler, Ermeniler, Osmanlı Devleti, Ermeni olayları, misyonerlik faaliyetleri.

Title: Protestant Missionaries and Their Impacts on Armenian Incidents.

Abstract: Armenian incidents occurred in the middle of XIX. Century as a threat to integrity of Ottoman Empire. XIX. Century, there are a lot of factors in Armenian matter’s arising. Big countries profits on Ottoman Empire, French Revolution and its broadcasting nationalism idea to the world, Ottoman Empire’s starting to become weak are some of the reasons. One of these reasons is the missionary activities towards Ottoman Empire. Missionary activities have always been a threat from the view of Ottoman Empire. Because of the fact that since the missionaries stepped this land the result of the activities they took part in, has never been in favour of Ottoman Empire. Particularly the activities of Protestant missionaries towards the Armenians provided broadcasting nationalism ideas by means of education among the Armenians. As time went by the Armenians who went to the USA or the other west countries as well as having been educated there become revolutionary by the time they arrived the Ottoman lands. Desires of big countries on Ottoman Empire with Russians policy towards the Armenians, missionary activities took an important part in Armenian matter’s coming up.

Key Words: Protestant missionaries, Armenians, Ottoman Empire, Armenian incidents, missionary activities.

 

 “Misyoner faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır.”

Samuel Colcord Bartlett[1]

Giriş

Ermeni Meselesi, XIX. yüzyılın ortalarında Osmanlı Devleti’ni parçalama planları çerçevesinde Batı diplomasisince ortaya çıkartılan ve günümüzde halen yankıları devam eden bir sorundur. Osmanlı devrinde sorunun hamileri İngiltere, Fransa, ABD, Çarlık Rusyası iken günümüzde İtalya, Kanada, Almanya, İsviçre gibi devletler de koruyuculuk vasfına bürünmüşlerdir.  Daha da ilginç olanı ise artık Ermeni Meselesi’nin Arjantin gibi üçüncü dünya ülkelerinin meclislerinde de gündem oluşturmaya başlamasıdır.           

XIX. Yüzyılda Ermeni Meselesi’nin ortaya çıkmasında birçok etken vardır. Büyük devletlerin Osmanlı Devleti üzerindeki çıkarları, Fransız İhtilali ve dünyaya yaydığı milliyetçilik fikri, Osmanlı Devleti’nin merkezi otoritesinin zayıflamaya başlaması gibi sebepler bunlardan bazılarıdır. Bu sebeplerden birisi de Osmanlı Devleti’nin meşruiyetine yönelik tehditlerin uzun vadede en etkilisi olan misyonerlik faaliyetleridir.[2] Misyonerlik faaliyetleri Osmanlı topraklarında birçok koldan yürütülmüştür. Katolik misyonerler, Ortodoks misyonerler ve Protestan misyonerler Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren genel misyoner gruplarıdır. Biz bu makalede Osmanlı Devleti’ne en son gelen ama hem nicel hem de nitel olarak etkinlikleri geniş alanlara yayılan Amerikan Protestan misyonerlerinin faaliyetlerine ve Ermeni Meselesi’nde oynadıkları rollere değineceğiz.  XIX. Yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Osmanlı topraklarına ayak basan Protestan Misyonerler[3] kısa sürede eğitim, din ve sağlık alanında gerçekleştirdikleri atılımla Osmanlı Devleti’nin azınlıkları arasında özellikle de Ermeniler arasında etkinliklerini arttırmışlardır. XIX. yüzyılda Ermenilerin kanında ihtilal yapan[4] misyonerler, onların tebaa-i sâdıka çizgisinden çıkmalarında etkili olmuşlardır. 

Avrupa sömürgeciliği İslam dünyasına karşı hem siyasî hem de dinî bir meydan okuma olarak ortaya çıkmıştır.[5] Siyasi meydan okuma Batılı devletlerin sömürgeci amaçlarına ulaşmayı, dini meydan okuma ise misyonerler vasıtasıyla Hıristiyanlığın üstünlüğü düşüncesini simgeliyordu. Misyonerler dini içerikli amaçlarının yanında hamileri olan ülkelerin sömürgeci politikalarına katkıda bulunuyorlardı. Misyonerler ve misyonları Batı’nın emperyalist politikaları ile doğrudan ilintilidir. Batı emperyalizmi Hıristiyanlık adına politikalar üretirken, misyonerler de bu politikalar doğrultusunda hizmet vermişlerdir. Dolayısıyla Avrupalının emperyal düşlerini süsleyen ülke XIX. Yüzyıl itibariyle Osmanlı Devleti olduğu için misyonerlerin faaliyetleri de bu ülkeye odaklanmıştır. Bu bağlamda “misyonerler ve din adamları, dünyanın hiçbir ülkesinde, Türkiye’deki kadar emperyalizme hizmet etmemişlerdir.”[6] Bununla ilgili olarak misyonerler açısından Hıristiyanlığı yaymak amaç olmakla birlikte aynı zamanda bir araçtır. Bu bakımdan emperyalizme hizmet ederek Osmanlı siyasî bütünlüğünü parçalanmasında etkili olmuşlardır. 

Misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı Devleti açısından daimî bir tehdit oluşturmuştur. Çünkü bu topraklara ayak bastıkları andan itibaren gerçekleştirdikleri faaliyetler sonuçları itibariyle, Osmanlı’nın lehine olmamıştır. Batılı bir yazara göre Misyonerler, sultan için ciddi bir siyasî sorun oluşturuyorlardı. Yabancı diller öğreterek, azınlıklar arasındaki ayrıcılık ruhunu körükleyerek, Batı âdet ve fikirlerini ülkeye sokarak Türk milliyetçiliğinin gelişmesini baltalıyorlardı.[7] Misyonerlerin faaliyetleri sonucunda Osmanlı Devleti bünyesinde XIX. Yüzyıla kadar bir bütün olan Ermeni cemaati bu yüzyılda parçalanmıştır. Böylece Osmanlı’da uygulanan millet sistemi dejenere olmuş ve Osmanlı toplumsal bütünlüğü zarar görmüştür.

Protestan Misyonerlerin Amaçları

Amerikan misyoner teşkilatlarının Osmanlı Devleti’ni tercih etmesinin birçok sebebi vardır. Ancak öncelikli sebep dinidir.[8] Çünkü Anadolu toprakları, Hıristiyanlık dini için önemli bir merkezdir. Pavlus’un Anadolu’ya misyon seyahatleri yapması, birçok Hıristiyan ruhani kişilerinin Anadolulu olması, Hıristiyanlığın bazı dini merkezlerinin Anadolu’da olması tercih sebeplerinden bazılarıdır. Zikredilmeye değer bir hususta Osmanlı hâkimiyetinde yaşayan ve Protestanlık mezhebi ile tanışmamış olan Hıristiyan topluluklarının bu bölgede olmasıdır. Dini sebep dışında siyasi ve ekonomik amaçlar da Osmanlı topraklarının faaliyet alanı olmasının diğer sebepleridir. Siyasi sebeplerle ilgili olarak Amerikan Başkonsolosu Ravndal’ın Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nin 19 Mart 1913’teki mezuniyet töreninde aşağıda metnini verdiğimiz konuşması dikkate şayandır;

“Güçlü uluslar tarihte kendi izlerini bırakabilmek için doğal olarak kendi özellikleriyle öteki ulusları etki altına almaya çalışır; Amerika Birleşik Devletlerinin de yaptığı budur. Az çok bilinçli ya da bilinçsiz, bu Amerikalılar, Amerikan medeniyetini yabancı topraklarda etkinlikle yayarlar. Bu amaçla misyonerleri, öğretmen ve araştırmacıları başka ülkelere yollarlar. Amerikan medeniyeti insanların kendi kendisini yönetmesinden yanadır. … Bir zamanlar uygarlığın ölçüsü niteliğini taşıyan Yunan ve Arap gibi uluslar yeniden doğmaktadır. Doğu’daki parola; yeniden doğuş ‘Rejenerasyon’dur. ”[9]

Burada dikkatimizi çeken husus insanların kendi kendilerini yönetmeleriyle ilgili yorumdur. Bu cümlede kastedilen Ermenilerdir. Çünkü bu ifadelerin sarf edildiği tarihte Osmanlı’dan ayrılmayan tek millet Ermenilerdir. Bu sözlerin altında yatan gerçek ise daha ilginçtir. Osmanlı Türkleri hakkında misyonerler aracılığıyla olumsuz bir imaj oluşan Batı kamuoyunda Hıristiyanların, Müslümanlar tarafından yönetilmesi asla kabul edilmiyordu.[10] Bundan dolayı Batı kamuoyunu oluşturan bütün unsurlar, Osmanlı hâkimiyeti altında olan Hıristiyan toplulukların bağımsızlığından yana tavır koymuşlar ve bu yönde faaliyetlerde bulunmuşlardır. Faaliyet unsurlarından birisi de misyonerlik faaliyetleri olmuştur. 

Protestan misyonerlerin Amerikan çıkarlarına katkıda bulunmanın yanında bir de kendilerine has dini içerikli amaçları vardır. Bu amacın birinci aşaması Misyoner Pinkvy Johnston ve Benjamin Schneider’e 1 Aralık 1833’te ABCFM tarafından verilen talimatta net bir şekilde ortaya konmuştur: 

“Bir fetih savaşına girmiş askerler olduğunuzu unutmayın. …Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar silahsız bir Haçlı Seferi ile geri alınacaktır.”[11]

ABCFM’nin kendi inançları ile ilgili amaçlarının yanı sıra genelde İslam dinine karşı, özelde ise bu dinin en büyük koruyucusu ve yayıcısı olan Osmanlı Devleti’ne karşı manevi bir Haçlı Seferi düzenlemek olduğu anlaşılıyor. XI. ve XIII. Yüzyıllar arasında İslam dünyasına karşı düzenlenen Haçlı Seferlerine atıfta bulunulması, Protestanların, misyonlarının köklerini nereye dayandırdıkları ve nesilden nesile aktarılan Hıristiyanlık temeline dayanan Batı Uygarlığının üstünlüğü misyonunu da sahiplendiklerini göstermesi açısından kayda değer bir durumdur. 

Misyoner Everett P. Wheeler’in Anadolu’daki Türk varlığını hiçe sayarak yaptığı değerlendirme, Protestan misyonerlerin Osmanlı Asyası ile ilgili nasıl bir portre görmek istediklerinin tarifidir. E. P. Wheeler’e göre;

“Biz Türkiye’de Hıristiyanlar ve Hıristiyanlık için okul, hastane açıyoruz ilaç götürüyoruz, modern tıbbı ve eğitimi kuruyoruz. Türk bizi istemeyebilir ama oranın sahibi onlar değil ki, …”[12]

Amerikan Board’ın Ermenilere yönelik dini içerikli amaçlarının bir diğer aşaması Ermeni cemaati arasında bölünmeyi gerçekleştirerek Protestan Ermeni Cemaati’ni oluşturmaktır. Bunun gerçekleşmesi Misyoner Rufus Anderson’a göre kilisenin daha düzenli hale getirilmesi bahanesiyle Ermeniler arasına sızmak ve kaleyi içten fethetmek şeklinde olacaktır.[13] Rufus Anderson’un sözünü ettiği kilisenin düzenli hale getirilmesi ve kalenin içten fethedilmesi taktiği 1827-1850 yılları arasını kapsayan yirmi üç yıllık bir süreci kapsamıştır. Bu süreçte ilk olarak iki Ermeni papazı Protestanlaştırılmış, ardından 1846 yılında ilk Protestan Ermeni Kilisesi kurulmuş ve nihayetinde 1850 yılında Protestan Ermeni Cemaati resmen Osmanlılar tarafından tanınmıştır.

Protestan Misyonerler ve Ermeniler 1820-1878 

Amerikan Protestan misyonerleri Osmanlı topraklarına ilk olarak 1820 yılında ayak basmışlardır. Bu ilk gelişlerinin amacı Osmanlı’yı tanımak, Ortadoğu’da özellikle Filistin’de İncil’e hizmet edebilmek için keşif amaçlı seyahatler yapmaktır. Çünkü bunlar açısından Osmanlı genel olarak tanınmayan bir ülke ve coğrafyadır. Dolayısıyla Osmanlı’nın misyon faaliyetlerine uygun olup olmadığının tespit edilmesi, hangi milletlerden oluştuğunun bilinmesi, coğrafi konumu, faaliyet alanlarının genişliği ve uygunluğunun ABCFM tarafından genel hatlarıyla bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi gerekmektedir. Bu amaçlarla gönderilen ilk misyonerler Levy Parsons’un 1822’de, Pliny Fisk’in[14] 1825’te ölmesi ilk faaliyetleri yarıda bırakmıştır. Bundan sonraki tanıma/keşif gezileri arasında; William Goodell ve Eli Smith’in 1821-1827 yılları arasında çeşitli zamanlarda yaptıkları Filistin ve Suriye gezileri, 1827 yılında misyoner Gridley’in İzmir’den Kapadokya’ya kadar olan gezisi sayılabilir. Ayrıca 1829 yılında Rufus Anderson’un Malta seyahati, 1830-1831 yıllarını kapsayan ve Eli Smith ile H. G. O. Dwight’in Anadolu seyahati ve 1844’te Rufus Anderson’un İstanbul seyahati sayılabilir.[15]           

Yukarıda zikredilen tanıma/keşif seyahatlerinin en kapsamlısı ve en önemlisi Anadolu’da dağınık bir halde yaşayan Ermenilerin durumlarının genel hatlarıyla tespit edilmesi için yapılan Eli Smith ile H. G. O. Dwight’in Anadolu seyahatidir. 1830-1831 yıllarını kapsayan bu seyahat Osmanlı Ermenilerini her yönüyle ABCFM teşkilatının belleğine yerleştirmiştir. Rapor şeklindeki bu gezi notları, ilk dönem faaliyetleri sonucunda Osmanlı milletleri arasında hangisi üzerinde etkili olunacağı konusunda tereddüt yaşayan ABCFM teşkilatına yön vermiştir. Çünkü ABCFM yetkilileri Protestan misyonerlerin Osmanlı ülkesindeki ilk faaliyetleri sonucunda Müslümanlardan, Yahudilerden ve Rumlardan Protestanlığa geçişin olmasının mümkün olamayacağını görmüşler ve Ermenilere yönelme lüzumunu hissetmişlerdir.

Eli Smith ve H. G. O. Dwight’in Ermeniler hakkındaki kapsamlı raporundan sonra ortaya bazı sonuçlar çıkmıştır. Ermenilerin Osmanlı topraklarında Rumların/Bulgarların/Yahudilerin aksine dağınık bir şekilde yaşamaları bunlardan birisidir. Rumlar/ Bulgarlar/Yahudiler gibi güçlü bir milli ve dini geleneğe sahip olmamaları bir diğer özellikleridir. Ermeniler genelde İstanbul Patrikliğine bağlı olmakla birlikte Ecmiyadzin Katogikosluğu, Kudüs Patrikliği, Sis ve Akdamar kiliseleri ruhani merkez olma özelliklerine sahiptir. Dolayısıyla Ermeniler arasında dini merkez bütünlüğünün olmaması başka bir özelliğidir. Yine sosyal bağlarının kuvvetli olmaması ve okuma yazma oranının oldukça düşük olması ortaya çıkan sonuçlardan bazılarıdır. Bütün bu özellikler Amerikalı Protestan misyonerleri Ermenilere yönelten etkenlerdir.

Protestanların Ermeniler arasındaki teşkilatlanması, 1830-1876 yılları arasında olabildiğince yavaş ancak temkinli bir şekilde gelişmiştir. Misyonerlerin ilk hedefi Protestan bir Ermeni cemaati ortaya çıkartma çabası olmuştur. Bu amaç için yapılan çalışmalar 1831-1850 yılları arasını kapsamış ve biraz sancılı bir dönem olmasına rağmen sonuçta Sultan Abdülmecid’in 1850 yılındaki fermanıyla Protestan Ermeni cemaati resmen ayrı bir teşekkül olarak ortaya çıkmıştır. Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanı’nın Osmanlı azınlıkları lehine getirdiği hakların etkisiyle hem misyonerler hem de Protestan Ermeni cemaati daha rahat hareket etme fırsatı elde etmişler ve bu fırsatı iyi değerlendirmişlerdir. Milliyetçilik fikirlerinin yaygınlaşmaya başladığı bir dönemde Tanzimat ve Islahat Fermanları ulusal ve toplumsal tepkileri hızlandırmışlar ve arttırmışlardır.[16] Tanzimat Dönemi, misyonerler açısından Osmanlı topraklarında kurumsallaşma dönemidir. Bu dönem özellikle Anadolu halkının pek alışık olmadığı eğitim ve sağlık alanında misyonerler tarafından gerçekleştirilen atılımların yoğunlaşmaya başladığı dönemdir. Payitahttan Anadolu’ya doğru adım adım yayılan misyonerlerin okullaşma faaliyetleri, Ermenilerin XIX. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren çıkartmaya başladıkları olayların arka planını oluşturmuştur.

Protestan misyonerlerin Ermeniler hakkında dikkatlerini çeken ilk özellik, Anadolu’nun çeşitli bölgelerine yayılmış bir vaziyette yaşamlarını idame ettiren Ermenilerin okuma-yazma konusunda çok zayıf oldukları gerçeğidir. Bunun için yapılması gereken öncelikle ilkokulların açılmasıdır. Bu durumun gerekliliğini Misyoner Goodell ve Dwight’in 23 Haziran 1832 tarihli mektubundan öğreniyoruz;

“Sorun Ermenilerin iyiliği için mümkün olan en yararlı işi hangi yoldan yapacağımızdır. Onlarla ilgili olarak işe doğru uçtan başlamak için ilkokullar açmalıyız. Bir çocuğun kafasında yetişkin insanınkinden çok daha kolay iz bırakılabilir. …Üstelik bunların pek çoğu okuyamıyor, hemen hemen tümü yazamıyor. …Şimdi iki harfi birbirinden ayıramayan bu adamlara biz tanrının kitabını versek ne olur? Genişlememize gerek yok; demek ki, işe okuldan başlamalıyız.”[17]   

ABCFM teşkilatı, Eli Smith ve H. G. O. Dwight’in raporu doğrultusunda hareket etme kararı almışlar, Ermenileri Protestanlaştırmanın geleceğe yönelik ve kalıcı yollarını uygulamaya koymayı amaç edinmişlerdir. Bunun yolu, küçük yaştan itibaren başlayacak olan o zamanın şartlarına göre modern sayılabilecek eğitim-öğretim faaliyetinden geçmektedir. Bu doğrultuda hareket eden Amerikalı misyonerler, XIX. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde Anadolu’da Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde ilkokul, teoloji okulu ve kolejlerden oluşan yüzlerce eğitim kurumunu faaliyete geçirmişlerdir. Protestan misyonerlerin Ermeni Sorunu’nun ortaya çıkmasındaki etkileri bu okullarda din, milliyet, hürriyet ve iktisadiyat ekseninde verdikleri eğitimde gizlidir.          

Berlin Kongresi ve Protestan Misyonerler

93 Harbi’ne kadar olan dönem Amerikalı misyonerler açısından Osmanlı topraklarında tanıma, yerleşme, yayılma ve kurumsallaşma dönemi olmuştur. Artık Ermeniler her yönüyle Amerikalı misyonerlerce tanınmaktadır. 93 Harbi’nden sonra Osmanlı Devleti’nin Ruslar karşısında aldığı ağır mağlubiyet sonrasında yapılan Ayastefanos Antlaşması’nın 16. Maddesinde ilk kez Ermenilerin yaşadığı bölgelerde ıslahatların yapılması gündeme gelmiştir. Böylece Ermeni Meselesi ilk kez bir antlaşmada, Osmanlılar ile Ruslar arasında problem olarak tartışılmış ve karara bağlanmıştır. Ancak 1878 yılında yapılan bu antlaşma, Rusların Osmanlı üzerindeki etkinliğini arttırdığı için İngiltere ve Fransa’yı rahatsız etmiştir. Sonuçta büyük devletler Berlin Kongresi’nin toplanmasına karar vermişler ve esas çözümün, bu kongrenin alacağı kararlar çerçevesinde olacağını belirtmişlerdir. Rusya ise galip devlet statüsünde olmasına rağmen bu durumu kabullenmek zorunda kalmıştır.

Amerikalı misyonerlerin Ermeni Meselesi’nin oluşum sürecindeki ilk somut adımları Berlin Kongresi sırasında olmuştur. Amerikalı misyonerler Ermeniler ile ilgili ıslahat yapılması ve yapılacak ıslahatlara ilişkin maddenin Berlin Antlaşması’nda yer alması için ellerinden geleni yapmışlardır. ABCFM temsilcileri, Ermenilerle ilgili 61. Maddenin kabulü için, kendisi de bir ABCFM üyesi olan ve o dönemde Berlin’de bulunan Amerikalı Dr. Joseph T. Thompson aracılığıyla devreye girmiştir. Bismark’ı bizzat tanıyan Thompson, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki insan haklarını, özellikle de din özgürlüğünü garanti edecek hukuksal zeminin oluşturulmasını amaçlayan misyoner yaklaşımını temsil etmiş ve bu konuda çalışmalar yapmıştır.[18] Dr. Thompson kongre esnasında din özgürlüğü ve Ermenilerle ilgili yapılacak ıslahatlar konusunda Bismark ile sık sık görüşmüştür. Dr. Thompson’a bu meseleyi -Ermeni Meselesi- bütün boyutlarıyla sunmasını sağlayacak malzemeyi ABCFM’den iki sekreter temin etmiştir. Misyonerlerin Berlin’deki bağlantı elemanı olan Dr. J. T. Thompson, kongre başlangıcında ‘Stateement on behalf of the American Board of Foreign Missions’ başlığını taşıyan, Şark’ta özellikle mühtediler için uluslar arası koruma altında din ve vicdan hürriyeti talep eden bir dilekçe sunmuştur. Ayrıca iddiasını güçlendirmek için devlet temsilcilerine bir broşür dahi vermiştir. Biraz abartılı olmakla birlikte, Berlin Kongresi’nde Amerikalı misyonerlerin çabasından bahseden Misyoner Cyrus Hamlin ‘Kuşkusuz başka etkiler de vardı, ama Bismark ne yaptıysa hepsinin kökeninde misyonerlerin ve Amerikan Board’ın etkisi vardı.’[19] demektedir. Bu durum kongredeki misyonerlerin faaliyetlerinin etkin oluşu hakkında bizlere bir fikir vermesi açısından önemlidir. Berlin Antlaşması’ndan sonraki süreç misyonerler ve ABCFM için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Çünkü bundan sonra misyonerler için Protestanlaştırmanın önü açılacak, Anadolu’daki misyonlar büyük devletler tarafından sosyal bir güç olarak görülmeye başlanacak ve Doğu Vilayetlerinde Protestan İngiltere’nin ‘hayırsever’ koruyuculuğu gerçekleşecekti.[20] Bunun karşılığı olarak Protestan misyonerler büyük devletlerin Doğu Vilayetlerinde ne olup bittiği hakkında bilgilenmeleri için gerekli haberleri temin edecekler, Doğu Vilayetlerinde yapılacak olan reformların uygulayıcı güçlerinin temsilcileri olacaklardır. Ayrıca misyonerler siyasi fikirlerini beyan etmekten çekinmeyecekler, bir kısmı Doğu Vilayetlerinin İngiliz himayesine girmesini bir kısmı ise uluslar arası müdahale ile reformların gerçekleştirilmesi gerektiğini savunacaklardır.[21] 

Siyasi otoritelere Osmanlı hakkında ne yapılması gerektiği hakkında yol gösterme cesaretini kendilerinde bulan misyonerlerden birisi The United Society of Christian Endeavour adlı misyoner örgütünün başkanı Francis E. Clark’tır. Bu misyonere göre Türkler ve geleceği hakkında yapılması gerekenler aşağıdaki cümlelerle anlatılmıştır;

“Türk egemenliği umutsuz ve iflah olmaz biçimde kötüdür. Altı yüz yıllık tarihin bize öğrettiği şudur ki, Türk egemenliğini değiştirmek konusunda nefes tüketmenin bir yararı yoktur. Bu egemenliğe son vermekten başka çıkar yol kalmamıştır. Tek umut Türk egemenliğine son vermektir.”[22]

Misyonerler bu yollu siyasi söylemleri devamlı olarak çeşitli ağızlardan tekrarlamışlardır. Harput misyonundan Misyoner Allen’in 26.07.1878’de Baldvin’e yazdığı mektupta İngiliz himayesi ile Berlin Kongresi’nin getireceği statü/fayda hakkındaki fikirleri misyonerlerin beklentileri ve siyasetle ilişkilerini ortaya koyması açısından önemlidir:

“Barışın sağlanmasını sevinçle karşılıyoruz. Asya Türkiyesi’ni İngiliz himayesine sokacak bir düzenleme yapılacağını ummuştum. Hâlihazırdaki düzenleme bugün bunu sağlamıyorsa da sonunda çok daha fazlasını sağlayacaktır.”[23]          

Bu ve buna benzer birçok misyoner söylemlerinden anlıyoruz ki, misyonerlerin amaçları Osmanlı topraklarına bastıkları andan itibaren sadece dini içerikli değildir. Amerika’nın siyasi ve ticari emellerinin korunup geliştirilmesi, Amerika’nın Osmanlı üzerindeki politikalarına zemin hazırlanması, açılan okullar vasıtasıyla Osmanlı azınlıklarının özellikle Ermenilerin siyasi ve dini açıdan aydınlanmalarını sağlayarak ulusallaşma süreçlerini başlatmak/desteklemek/devamını sağlamak doğrultusunda amaçları vardır.

Protestan Misyonerlerin Ermeni Milliyetçiliğine Katkıları

Anadolu topraklarına gelen misyonerler XVIII. Yüzyılın son çeyreğinde meydana gelen Fransız İhtilali ve ABD’nin bağımsızlık sürecinde yaşanan milliyetçi fikirlerin ve ulus temeline dayanan yönetim biçimlerinin pek de yabancısı değillerdi. Dolayısıyla Protestanlığın ilkelerinin Osmanlı ülkesine taşıyıcısı olmanın yanı sıra ister istemez milliyetçilik, hürriyet, din özgürlüğü, insan hakları gibi Osmanlı Asyası’nın yabancısı olduğu fikirlerin de taşıyıcısı oldular. Protestan misyonerler Anadolu’da Ermenilere yönelik açtıkları eğitim kurumlarında dini misyonlarının yanı sıra Tarih, Coğrafya, Ermenice dersleri okutarak Ermeni gençliğinin milliyetçi temele dayanan fikirlerle tanışmasında etkili olmuşlardır. 

Amerikalı misyonerlerin eğitim faaliyetleri çerçevesinde, Ermeniler arasında ulusçuluk fikrinin oluşmasına ilk katkıları, Türk hâkimiyetinde yaşadıkları sürece genellikle Türkçe konuşan Ermenilere Ermenice’yi yeniden hatırlatmalarıdır.[24] Ermenice hakkında dersler, gramerler, sözlükler ve Ermenice İncil hazırlayarak bu dilin tekrar ihyasını sağlayan misyonerlerin eğitim kurumları, Ermenilerin milliyetçi fikirlere temayülüne katkı sağlamışlardır. Misyonerlerin Ermenice hakkındaki düşünceleri bize bu konuda fikir vermektedir. Misyoner Cyrus Hamlin’in Ermeni dili hakkındaki ‘Eğitimimiz Ermenice’nin yerleşmesinde ivme kazandırdı. Onu kil ve demir olarak bulduk, altın olarak bıraktık. Şunu iddia ediyorum ki, Ermenice’nin Rönesans’ında sadece Bebek Koleji (bile) saygıdeğer bir yere sahiptir.’[25] sözleri Ermenilerin uluslaşma süreci ile ilgili önemli bir adımın gerçekleştirildiğini gösterir. Misyonerler tarafından Ermenice’ye bu derece önem verilmesi ve bütün Ermeni okullarında aynı titizliğin gösterilmesi, Ermeni cemaatinin yüzyıllardır bir arada yaşadığı/kaynaştığı Osmanlı toplumundan yavaş yavaş farklılaşmasına sebep olmuştur. Bu tür bir kültür politikası[26] uygulanması Anadolu’da toplumsal problemleri arttırmış ve Ermenilerin yaşam çizgisini milliyetçilik eksenine kaydırmıştır.

Protestan misyonerlerin verdiği eğitimin bir başka boyutu, Anadolu Ermenilerinin ‘Ruhi kurtuluşu arayış’[27] çerçevesinde fert ve toplum olarak kendini geliştirmesi/gerçekleştirmesi doğrultusunda eğitim faaliyetlerinin yürütülmesidir. Bunun sonucunda Osmanlı’ya muhalefeti arttıran liberal fikirlerin yayılması, milliyetçi fikirlerin Ermeniler arasında nispeten hızlı bir şekilde yayılmasına katkı sağlamıştır.[28] Yürütülen bu eğitim faaliyetleri daha XIX. Yüzyılın ikinci çeyreğinde inançları hariç her açıdan ‘Hıristiyan Türkler’[29] olarak değerlendirilen Ermeniler açısından Osmanlı toplumu içerisinde sürdürdükleri geleneksel yaşam biçiminin dışına çıkmalarına neden olmuştur. Bu durum aynı zamanda toplumsal ayrışmalara ve çatışmalara zemin hazırlamıştır. 

Ermenilerin XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren farklılaşmaya başlaması birçok alanda aynı zamanda gerçekleşmiştir. Bu yüzyılda misyonlar ile misyonerlerin etkisiyle Ermenilerin Batılı anlamda modernleşmesi gerçekleştirilmiş ve bu değişim Ermeniler için bir yaşam tarzı olmuştur.[30] Ermenilerin, birden bire yüzyıllardır Osmanlı İmparatorluğu içinde sürdürdükleri alışılagelmişlikten sıyrılmaları, yüzyıllardır sürdürülen geleneksel yaşam biçiminden kopmaları, Anglo-Sakson yaşam biçimi ile tanışmaları, batı eğitimine kavuşmaları, onların kavramlarını öğrenmeleri, Osmanlı İmparatorluğu’nda Türk-Ermeni toplumu arasında alışılagelmiş dengeyi bozdu.[31] Misyonerlerin bu tür etkileri sonucunda Osmanlı Devleti’nde XIX. Yüzyıla kadar millet sistemi şeklinde dini temele dayanan cemaat ayrımı bu yüzyıldan itibaren etnik kökene kaymıştır. 

Anadolu’daki Protestan misyoner faaliyetlerinin eğitim boyutunun etkilerinin daha ileri boyutlarda olduğunu belirten araştırmacılar da vardır. Bunlardan birisi olan Hans-Lukas Kieser, Amerikan misyonerlerinin Doğu Vilayetlerindeki etnik topluluklara yönelik misyonerlik ve eğitim faaliyetlerinin sonuç itibariyle ‘Ermenilerin Rönesans’ının’[32] yaratılmasında büyük etkisinin olduğunu belirtmektedir. Misyoner G. C. Raynolds’un Van’daki kolejin açılışı ile ilgili düşünceleri, eğitim yoluyla gerçekleştirilecek olan Ermeni Rönesans’ının bir başka şeklidir. Raynolds’a göre;

“Baskı ve kötü yönetimle harcanan uzun çağlar boyunca aşağılanma, cahillik ve kötülük olan bir yerde tarihten bize kalan yadigârlar arasında büyük yatırım yapmak isteyen herkes için çok cazip bir kapı açtığımıza inanıyoruz. Bu yatırım; karşılığında çok büyük bir kazanç getirecek, Hıristiyan kişiliğinin oluşmasını, aile hayatının yüceltilmesini ve bir millet yaratmayı sağlayacaktır.”[33]

Misyoner Tillman C. Trowbridge’ın Türkler hakkındaki genel misyoner görüşünü temsil eden ve Osmanlı’dan kurtulmanın yolunu gösteren ifadeleri, Misyoner Raynolds’un görüşlerini tamamlar mahiyettedir.  Misyoner Tillman C. Trowbridge’a göre;

“Türklerin gerek insan olarak kendileri gerekse tüm toplumsal kurumları ilkeldir. Bunun bir nedeni ırksal ise bir nedeni de dinseldir. Türkler Hıristiyanlaştırılmadıkça ve tüm kurumları batılılaştırılmadıkça kurtuluş yoktur. Kurtuluşun yolu ise Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Hıristiyan halkları bir bir Protestanlaştırmak ve özgürleştirmektir.”[34]

Bu iki misyoner söyleminin temelinde kendilerince, Hıristiyan tarihi ve coğrafyasının kalbi olan Anadolu’daki İslam dininin ve bu dinin en büyük temsilcisi olan Türklerin varlığının kabullenilmeyeceği, kabullenilmesi için bir sebebin olmadığı düşüncesi vardır. Misyonerler, Türklerin hükmettiği Hıristiyan unsurlara zulmettiği, bu unsurların rahata kavuşması için buralardaki Türk-İslam varlığının sona ermesi gerektiğini öne sürmüşler ve bundan çekinmemişlerdir. Bu bağlamda Ermenilerin bağımsızlığı için yapılacak her türlü çalışma Hıristiyan azınlıkların özgürleştirilmesi kapsamında yapılan faaliyetler içine girmektedir.

Osmanlı topraklarındaki misyonların/misyonerlerin her yönüyle faydalı olduklarını iddia eden ve meydana gelen olaylarda Osmanlı yönetiminin suçlu olduğunu her fırsatta dile getiren Hans-Lukas Kieser, bu iddiasının yanı sıra misyonerist faaliyetlerin etnik unsurların ulusallaşmasında en etkili faktör olduğunu belirtmekten geri durmaz. Kieser’e göre;

“Misyonların faaliyetlerinin amaçları doğrultusunda radikal bir şekilde kimlik değiştirici olduğu tartışma götürmez. Aynı dönemde azınlıklar arasında modern ulusal bilinç unsurlarının giderek artması değişik faktörlerin sonucudur. Esas mesele, Hıristiyan azınlıkların ‘ulusallaştırılmasında’ misyonerist faktörlerin ağırlığıdır.”[35]

Protestanların Amerikan diplomasisine katkıları üzerine araştırmalar yapan Joseph Grabill, Protestanların Emeni milliyetçiliğine katkılarının doğrudan etki ettiğini dile getiren araştırmacılardan birisidir. Grabill’e göre; 

“Şüphesiz doğrudur ki, misyonerlerin çalışmaları Ermenilerin ulusçu taleplerinin gelişmesinde dolaysız olarak önemli bir rol oynamıştır.”[36]

Sydney Whitman’ın da misyoner okullarının Ermeniler üzerindeki etkisine yönelik düşünceleri aynı doğrultudadır;

“…Hiç şüphe yoktur ki, onların (misyonerlerin) öğretimleri -belki doktrinleri değil- her halde hiç arzulanmayan ve birkaç nesil sonra ortaya çıkan bir neticeyi, Asya Türkiyesi’nde Ermeni ihtilal hareketini doğurmuştur.”[37]

Rusya’nın Ermeniler arasındaki ihtilal hareketlerinin yayılmasına olan katkılarını göz ardı etmemek kaydıyla, yukarıdaki alıntılardan yola çıkacak olursak gerek birinci ağızdan misyonerlerin söylemleri gerekse ikinci ağızdan konuyla ilgilenen çeşitli araştırmacıların söylemleri Protestan misyonerlerin, özellikle eğitim vasıtasıyla, Osmanlı’nın Anadolu topraklarında yaşayan Ermenileri milliyetçi fikirlerle tanıştırdıkları anlaşılmaktadır. Bunu bilinçsiz olarak değil, bilakis bilerek ve isteyerek yapmışlardır. Dolayısıyla Ermenilerin Protestanlaştırılması ve özgürleştirilmesi siyaseti izlemişlerdir. 

Ermeniler arasında milliyetçilik fikirlerinin misyonerlerce yayılmasıyla ilgili bir başka bakış açısı ise dolaylı yoldan yapılan faaliyetlerdir. Bu doğrultuda fikir beyan edenlerin görüşlerinin özü, misyonerlerin eğitim amacıyla Ermenileri kendi ülkelerine göndermeleri ve buraya giden Ermenilerin Batılı fikirlerle donanarak Osmanlı topraklarına dönmesi sonucu milliyetçilik fikirlerini yaymaya başladıklarıdır.[38] Burada misyonerler aracı konumundadır. Bunun yanı sıra zamanla Amerika’ya gönderilen Ermenilerin eğitimlerini tamamladıktan sonra geri Anadolu topraklarına dönmeleri ve misyonerlerin açtığı okullarda öğretmen olarak eğitim faaliyetlerine başlamaları yeni bir durum ortaya çıkartmıştır.[39] Artık ihtilal fikirlerinin yayılmasında -Anadolu’daki Amerikan okullarında- misyonerler devreden çıkmış ve misyonerlerin yerini yurt dışında eğitilmiş Ermeni öğretmenler devralmıştır.

Misyonerlerin, Ermenileri Osmanlı Devleti aleyhine kanalize etmelerinin bir başka boyutu da Batı medeniyetinin üstün olduğu propagandasını yapmalarıdır. Bu üstünlük düşüncesi zamanla Ermeni devrimciler arasında kabul görmüş ve özellikle Amerikan okulları bu Ermeni ihtilalcilerin toplanma merkezi haline gelmiştir.[40] Misyonerlerin, Ermeni ihtilalcilerinin fikirleri arasına Batılı anlamda ırk kavramını yerleştirmeleri de dolaylı etkilerden birisidir.[41]  Misyoner Roger R. Trask’a göre “Amerikan misyonerlerinden ve misyoner okullarından Ermeniler, kendi dinlerini ve tarihsel geleneklerini yeniden yüceltmeyi öğrendiler. Batı’nın siyasi, sosyal ve iktisadi gelişme ideallerini öğrendiler. …Ve Müslüman komşularından üstün olma gibi bir duygu geliştirdiler.”[42] Milliyetçilik fikirlerinin Ermeniler arasında yayılması hususunda Protestan misyoner okulları dolaylı ya da dolaysız olarak çeşitli şekillerde etkili olmuşlardır. Bu etki o kadar etkili olmuştur ki, Tanzimat döneminde misyonerin eğitim tezgâhından geçen Ermeni geçliği, XIX. Yüzyılın son çeyreğinde birer İhtilalci olarak Osmanlı Devleti’nin karşısına çıkmışlardır.

Protestan misyonerlerin milliyetçilik telkinleri ile misyoner yetiştirmesi ihtilalciler[43] olarak Osmanlı Devleti’nin karşısına çıkan Ermeniler, 1878-1920 yılları arasında sürekli devlete karşı isyan ederek problem yaratmışlardır. Bu süreçte misyoner katkısını göz ardı etmek mümkün değildir. Protestanlığın getirdiği dinde yenilenme fikirleri, modern eğitim, modern sağlık, Batı tarzı yaşam öğeleriyle Ermenilere yaklaşan Protestan misyonerler, onların ilk önce Osmanlı toplum hayatından farklılaşmalarına sebep olmuşlar akabinde ise Osmanlı topraklarında Ermeni olayları ortaya çıkmaya başlamıştır. Başka bir şekilde söyleyecek olursak, Ermeni Meselesi’nin ortaya çıkmasında birinci sebep Rusların Ermeniler vasıtasıyla Osmanlı üzerinde gerçekleştirmek istedikleri emeller, ikinci sebep ise en çok Ermenilerin yararlandığı özellikle Amerikan misyoner hareketinin[44] faaliyetleridir.

Amerikan misyonerlerinin Ermeniler üzerindeki milliyetçi fikirlerin yayılmasına ilişkin yaptıkları faaliyetlerle ilgili Osmanlı Devleti kademelerinin de tespitleri vardır. 28 Kasım 1894 tarihli Mekteb-i Gayrimüslim ve Ecnebi Müfettişliği’nden Halep Maarif Müdürlüğü’ne gönderilen bir belgede konu ile ilgili çarpıcı tespitler yer almaktadır. Bu belgeye göre;

“Anadolu’daki Ermenilerin milliyetçilik fikrini ziyadesiyle teşvik eden kurumların başında Ayıntap’daki meşhur Protestan Okulu gelmektedir. Bu okulun müdür ve müdür muavinleri marifetiyle görünürde lisan ve fen öğretilmekte ise de hakikatte en zeki Ermeni gençleri buraya toplanarak siyasi maksatla eğitilmekte olduğu belirlenmiştir. Gerçi maarif serbest ise de bu serbestiyeti hiç kimsenin kötüye kullanarak devlete zarar vermeye hakkı yoktur. Bu tür ecnebilerin ve özellikle de Amerikan Protestanlarının ilim ve fen aracılığıyla Osmanlı Devleti aleyhine Müslim ve gayrimüslimlerden mektepte bulunan çocukların zihinlerini karıştırma ve zehirleme yolundaki teşebbüslerini önlemek için daima uyanık bulunmaktan başka; bunların ahval ve mülklerini teftiş etmek ve ders programlarını ve muallimlerini ve muallimlerinin şahadetnamelerinin incelenmesi gerektiği halde şimdiye kadar bu konuda nazırlıkça hiçbir çalışma yapılmamıştır. Bu mektebin muamelat-ı dâhiliye ve hariciyesi hususunda daima aranan şartlar yerine getirilmediğinden bu konuda gerekli durum hemen teftiş edilip aynı zamanda mevzubahis olan Ayıntap Protestan Okulu gibi ehemmiyetli olan ecnebi ve gayrimüslim mekteplerinin ahval-i umumiye ve hususiyelerine dair teftiş raporu sonuçları serian ve Ayıntap Protestan Okulu’nun her türlü muamelatının ve tedrisatıyla muallimlerinin meslek ve meşreblerinin ve talebe sayısı ve programları velhasıl her türlü faaliyetleri dikkatle teftiş edilip sonuçları rapor edilerek Maarif Nazırlığı’na gönderilmesi.”[45]

Gayrimüslim ve yabancı okullar müfettişliğinin hazırladığı bu rapora göre, Ermeniler arasında milliyetçilik fikirlerinin yayılmasında en önemli etkiyi Protestan okulları yapmaktadır. Yabancı okullarda görünürde ilim ve fen öğretilmekte ise de esas öğretilen siyasi fikirlerdir. Devlet bu okullarda öğretim gören çocukların zihinlerinin karıştırılmaması ve zehirlenmemesi için daima tedbirli olmalıdır. Bu okulların zararlı faaliyetlerinin engellenmesi için teftiş olayının kapsamlı bir şekilde yapılması ve ona göre tedbir alınması gereklidir. Okulun durumu, ders programlarının içeriği, öğretmenlerin diplomalarının olup olmadığı ayrıntılı bir şekilde denetlenmelidir. Yapılması gerekenler hakkında gerekli bilgiler ilgili birimlere aktarılmıştır ama belgede belirtildiği gibi nazırlıkça, raporun hazırlandığı tarihe kadar herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Osmanlı Devleti’nin bu okulların faaliyetlerinden haberdar olduğu aşikârdır, ancak dönemin siyasi olayları çerçevesinden bakıldığı zaman yabancıların açtığı okullarda gerçekleştirilen zararlı faaliyetler ikinci planda kalmıştır.

Protestan Misyonerlerin Ermeni Olaylarıyla Fiili Bağlantıları

Ermeni ihtilal hareketlerinin Osmanlı topraklarında ortaya çıkmaya başladığı dönemde bazı bölgelerde meydana gelen Ermeni olaylarında bizzat Protestan misyonerlerin fiili katkılarının olduğunu görüyoruz. Bitlis, Merzifon[46], Van[47], Maraş[48] ve Urfa’daki[49] olaylar misyoner parmağının bire bir olduğu olaylardır. Şüphesiz ki, Ermeni olayları ile misyoner ilişkisini gösteren olaylar sadece yukarıda belirttiğimiz yerlerde gerçekleşmemiştir. Bunların yanı sıra Antep, Tarsus, Harput ve daha birçok yerde bu ilişkiyi görmek mümkündür.[50] Ancak burada örnek teşkil etmesi bakımından Bitlis olayına değinilecektir.

Amerikan Protestan misyonerleri Ermeniler arasında sadece milliyetçilik/ihtilal fikirlerini yaymakla kalmamışlar, aynı zamanda Ermeniler tarafından çıkartılan olaylara da karışmışlardır. Biz burada bütün olaylara değinmek yerine sadece Bitlis’te 1893 yılında çıkan olayları bastırmakla görevli Hüseyin Nazım Paşa’nın[51] hatıralarında bir örneğini verdiği 13 Teşrinievvel 1893 Cuma günü Misyoner Corç’un[52] Bitlis Hınk Horen Ermeni Kilisesi’ndeki Ermeni ihtilali ile ilgili vaazını aktararak yetineceğiz;

“Biliyor musunuz? Bu sıralarda Ermeni milletinin tarihi yazılıyor! Bu tarihi şöyle ya da böyle yazmak, şerefle açıp, şerefle bitirmek sizin, Ermeni kavmi necibinin elindedir. Anadolu’nun her tarafında isyan başlamıştır. Payitahttaki ihtilaller yeniden canlanmıştır. Ermeni bayrağı her yerde dalgalanıyor, Bu bayrağın üzerinde istiklal, hürriyet ve Barbar Türklere lanet yazılıdır. Bütün Düvel-i Muazzama sizinle beraberdir. İngiltere size en yeni silahlardan göndermiştir. Bu silahları ben pekâlâ biliyorsunuz ki, iktiza edenlere verdim. Silahı olmayan bana müracaat etsin, vereyim.”[53] 

“Hınçak komitemiz, kahraman sadasını bütün âlem-i medeniyete duyurmuştur ve size lazım olan silahlarla beraber para da temin etmiştir. Bugün Barbar Müslümanların Cuma günüdür. Vahşiler bugün kendi köhne ve bayağı dinlerince camilere dolarlar. Bugün Ermenistan’daki bütün memleketlerin camilerine kahramanlarımız hücum edecektir. Komitenin bana verdiği emir ve talimat mucibince ben de işte Allah’ın evinde ve Allah’la İsa’nın huzurunda sizlere emrediyorum. Bugün burada da camiler basılacak ve barbarlar itlaf edilecektir. Bugün siz de camileri basıp kan dökmelisiniz ki, beylik ve istiklal alasınız.” 

“Bugün öğle ezanı okunmazdan evvel vahşiler dükkânlarını kapatıp camilere dolacaktır; siz de silahlarınızı alacaksınız, dükkânlarınızı kapatacaksınız, bugün daha geceden hem namaz kılmak hem alış veriş etmek için şehre birtakım Kürtler ve aşiret ayıları da gelmişlerdir. Bunların gelmesi planımızın tatbiki için hayırlı olmuştur.”

“Evlerinizde ve dükkânlarınızda bulunan eşyanın kısmı azamını bu Kürtlerin ve aşiretlerin çadır kurdukları hanların yakınına koyacaksınız. Bir kısmını da Türk mahallelerinin münasip mahallelerine atıp saçacaksınız.” 

“Kadınlarınızın bir takımı Türk mahallelerine gidip Kürtlerin ve aşiretlerin Türk dükkânlarını yağma ettiklerini söyleyecektir. Bu suretle Türklerle Kürtlerin arasını açmalıdır. Hükümet memurlarına da Türklerin ve Kürtlerin Ermeni mallarını yağma ettiklerini iddia eyleyeceksiniz. Anlıyor musunuz?” 

“Bir taraftan bu propaganda yapılırken barbarlar Cuma namazından çıkmadan camilere hücum edip katliam edeceksiniz. Bugün bir Türk öldüren, Ermeni tarihinin parlak bir sayfasını yazmış ve cennette Allah’ın en güzel bir meleği olarak kendisine yer hazırlamış olacaktır. Gaziler ölünceye kadar âlame-i medeniyetin takdirini kazanacak, şehitler İsa peygamberin havarileri gibi şöhret ve şan alacaklardır.” 

“Size söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.”[54]          

Hüseyin Nazım Paşa’nın hatıralarında kaydettiği bu ihtilal beyannamesi niteliğindeki misyoner vaazı, isyancı Ermeniler ile misyonerler arasındaki direkt bağlantının bir göstergesidir. Anlaşılan o ki, Protestan misyonerler için dini yayma faaliyetleri, zaman zaman Ermeni İhtilal hareketlerine verdikleri fiili desteğin gerisinde kalmıştır.  Misyonerin Türkler ve İslam dini hakkında kullandığı terminoloji Batı’nın hafızasındaki Türk ve İslam imgesinin dışa vurumundan başka bir şey değildir. Misyonerin kendi ifadelerinden de anlaşılacağı gibi Ermenilerin milliyetçilik ve ihtilal çizgisinde yetiştirilmelerinde misyonerler hem fikri hem de fiili destek sağlamışlardır. Bunu yaparken esas aldıkları hususlar ise Hıristiyanlık ve onun etrafında oluşan sömürge eksenli güçlerin kendilerine verdiği destek/yetkidir. Kendileri açısından kutsal olan Anadolu topraklarının manevi bir Haçlı Seferi ile yeniden fethedilmesi uğruna her şey yapılmalıdır. Ermeniler de bu manevi fetih hareketinde bir unsur olarak kullanılmıştır. 

Sonuç

Amerikalı misyonerlerin Ermeniler arasındaki eğitim faaliyetleri dini ve siyasi içerikli sonuçlar doğurmuştur. Misyonerlerin faaliyetleri sonucunda Ermeniler, XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ilk önce kendi cemaat/toplum yapısında/yaşamında değişim ve ayrışım yaşamıştır. Bu değişim ve ayrışım süreci aynı zamanda Osmanlı toplumuna karşı yabancılaşmayı da beraberinde getirmiştir. Fransız İhtilali’nden sonraki süreçte Osmanlı Ermenileri, misyonerler vasıtasıyla başta milliyetçilik fikri olmak üzere birçok Batılı terminoloji ile tanışmıştır.

Osmanlı Devleti’nde meydana gelen Ermeni olaylarının ortaya çıkmasında Protestan misyonerlerin önemli etkileri olmuştur. Protestan misyonerler gerek fikri alanda gerekse fiili alanda, Protestanlaştırdıkları Ermeniler aracılığıyla, Ermenilerin Osmanlı’ya karşı çıkardığı olaylarda etkili olmuşlardır. 1893 yılında meydana gelen Bitlis olaylarında Protestan misyoneri George P. Knapp’ın Hınçak taraftarı ihtilalcileri açık olarak desteklemesi, 1895 yılı Maraş olaylarında ise Protestan misyoner Mikalem’e gelen sandıklarda Ermenilere dağıtılmak üzere barut ve patlayıcı madde bulunması, misyonerlerin Ermenilere yardım konusunda sınır tanımadıklarını göstermektedir. Ermeniler özellikle Protestan misyonerlerle tanıştıktan sonra adeta kabuk değiştirmişler ve klasik Osmanlı toplumundan farklı bir çizgiye kaymışlardır.

Protestan misyonerlerin bazılarının Osmanlı’nın geleceği hakkında siyasi değerlendirmelerde bulunmaları ve bu konuda Batılı liderlere akıl verme cesaretini göstermeleri, siyasi alanda dahi sınır tanımadıklarını göstermektedir.

 

 

——————————————————————————–

KAYNAKLAR

[1] Samuel Colcord Bartlett, Historical Sketch of the Missions of the American Board in Turkey, Boston, ABCFM yayını, 1880, sayfa 1’den nakleden Uygur Kocabaşoğlu, Anadolu’daki Amerika -Kendi Belgeleriyle XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları-, Ankara: İmge Yayınları, 2000, s. 23.

[2] Selim Deringil, İktidarın Sembolleri ve İdeoloji II. Abdülhamid Dönemi 1876-1909, Çev: Gül Çağalı Güven, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2002, s. 119.

[3] Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren Amerikan Protestan misyonerlerin merkezi teşkilatı Boston’da 1810 yılında kurulan American Board of Commissioners for Foreign Missions’dur. Kısaca ABCFM veya Amerikan Board olarak da bilinir. Ayrıntılı bilgi için şu kaynaklara bakınız: Gülbadi Alan, Merzifon Amerikan Koleji ve Anadolu’daki Etkileri, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, 2002, ss. 21-23; İdris Yücel, Kendi Belgeleri Işığında Amerikan Board’ın Osmanlı Ülkesindeki Teşkilatlanması, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2005, ss. 10-13; Dilşen İnce Erdoğan, Osmanlı Devleti’nde Amerikalı Misyonerler ve Van Ermeni İsyanı 1896, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâpları Tarihi Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, 2007, ss. 27-52.

[4]  Kadın misyoner Maria A. West, “Romance of Mission” adlı kitabında: “Ermenilerin ruhuna girdik.. Hayatlarında ihtilal yaptık!..” demektedir. Muhammed Faruk, “Sultan Abdülaziz Han”, http://www.enfal.de/ecdad21.htm, son ulaşım tarihi: 02.12.2007.

[5] John L. Esposito, İslâm Tehdidi Efsanesi, Çev: Ömer Baldık, Ali Köse ve Talip Küçükcan, İstanbul: Ufuk Yayınları, 2002, s. 103.

[6] Edward M. Earle, Bağdat Demir ve Petrol Yolu Savaşı 1903-1923, Çev: Kasım Yargıcı ve Nurer Uğurlu, İstanbul: Örgün Yayınları, 2003, s. 14; Samuel A. Weems, Ermenistan: Terörist Hıristiyan Ülkenin Sırları, Çev: Hüseyin Adıgüzel, İstanbul: İleri Yayınları, 2006, s. 50, 60; Selim Deringil, İktidarın Sembolleri ve İdeoloji II. Abdülhamid Dönemi 1876-1909, s. 122; Misyonerlik ve emperyalizm hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Mustafa Halidi ve Ömer Ferruh, İslam Ülkelerinde Misyonerlik ve Emperyalizm, Ter: Osman Şekerci, İstanbul: Nun Yayınları, 1998.

[7] Edward M. Earle, Bağdat Demir ve Petrol Yolu Savaşı 1903-1923, s. 14.

[8] George Washburn, -Robert Kolej’in İlk Müdürü-, Cennetin Sonbaharı, Çev: Z. Bilge Yenice, İstanbul: Atlantis Yayınları, 2002, s. 24, 193, 343, 353, 364.

[9] “Charter Day At Scutaria”, The Orient, Vol. 4, No. 14, Constantinople, April 2, 1913, Bible House, sayfa 1’den nakleden Nil Sarı, “Amerikalı Misyonerler ve Ermeni Sorunu”, Uluslararası Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu, 24-25 Mayıs 2001, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Rektörlük Yayınları, 2001, s. 292.

[10] Justin McCarthy, Osmanlı’ya Veda -İmparatorluk Çökerken Osmanlı Halkları-, Çev: Mehmet Tuncel, İstanbul: Etkileşim Yayınları, 2006, s. 129.

[11] Uygur Kocabaşoğlu, Anadolu’daki Amerika -Kendi Belgeleriyle XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları-,  ss. 26-27.

[12] Everett Wheeler, The Duty of America to American Citizens in Turkey, Fleming H. Revell Comp. New York 1896, sayfa 35’ten nakleden İlber Ortaylı, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Amerikan Okulları Üzerine Bazı Gözlemler”, İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda İktisadi ve Sosyal Değişim, Makaleler, Cilt I, Ankara: Turhan Kitabevi, 2000, s. 325.

[13] Gülden Sarıyıldız, “Osmanlı Devleti’nde Protestan Ermeni Milleti ve Kilisesi’nin Tanınması”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 2/2002, s. 252; Protestanlığın Ermeniler arasında gelişimi için bakınız: Vartan Artinian, Osmanlı Devleti’nde Ermeni Anayasası’nın Doğuşu 1839-1863, İstanbul: Aras Yayınları, 2004, ss. 54-56.

[14] Pliny Fisk hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Frank Fokke Ferwerda, “1819-1919 Yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda Misyoner Seyyahlar Biyografi-Bibliyografya Notları I”, Kebikeç İnsan Bilimleri İçin Kaynak Araştırmaları Dergisi, Yıl: 6 Sayı: 11/2001, ss. 345-359; Ayrıca Osmanlı’da faaliyet gösteren Amerikalı misyonerlerin listesi ve Amerikan okulları hakkında yapılan kapsamlı bir çalışma için bakınız: Şamil Mutlu, Osmanlı Devleti’nde Misyoner Okulları, İstanbul: Gökkubbe Yayınları, 2005, ss. 260-331.

[15] Ömer Turan, “Amerikan Misyonerlerinden E. Smith ve H. G. O. Dwigh’e Göre 1830-1831 Yıllarında Ermeniler”, XIV. Türk Tarih Kongresi, Cilt II, Kısım II, Ankara: TTK Yayınları, 2005, s. 1460; Paul B. Henze, “Ermeni Şiddetinin Kökeni”, Uluslararası Terörizm ve Uyuşturucu Madde Kaçakçılığı Sempozyumu, Ankara: Ankara Üniversitesi Rektörlük Yayınları, 1984, s. 181; Uygur Kocabaşoğlu, Anadolu’daki Amerika -Kendi Belgeleriyle XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları-, s. 30, 55; Erdal Açıkses, Amerikalıların Harput’taki Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2003, ss. 40-41; Dilşen İnce Erdoğan, Osmanlı Devleti’nde Amerikalı Misyonerler ve Van Ermeni İsyanı 1896, 59-62; Gülden Sarıyıldız, “Osmanlı Devleti’nde Protestan Ermeni Milleti ve Kilisesi’nin Tanınması”, s. 251.

[16] İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: İletişim Yayınları, 2000, s. 117.

[17] ABCFM Arşivi, seri ABC 16:9, c. 1, No: 103’ten nakleden Uygur Kocabaşoğlu, Anadolu’daki Amerika -Kendi Belgeleriyle XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları-, s. 177, 79. dipnot.

[18] Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, Çev: Atilla Dirim, İstanbul: İletişim Yayınları, 2005, s. 166.

[19] Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, s. 166, özellikle 16. dipnot.

[20] Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, s. 167.

[21] Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, s. 175.

[22] Bilal N. Şimşir, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri Sempozyumu, Ankara: Atatürk Üniversitesi Rektörlük Yayınları, 1985, s. 111.

[23] Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, ss. 175-176.

[24] Gülbadi Alan, “Amerikan Board Okulları ve Türk-Ermeni İlişkilerinde Oynadıkları Roller”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:10/2001, s. 161; Nil Sarı, “Amerikalı Misyonerler ve Ermeni Sorunu”, ss. 288-289.

[25] Cyrus Hamlin, My Life and Times, Boston, 1924 (8. Basım), sayfa 210’dan nakleden Esra Danacıoğlu, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Amerikan Board Okulları ve Ermeniler”, Dokuz Eylül Üniversitesi Çağdaş Türkiye Tarihi Dergisi, Sayı: 9/2000, s. 144; Necmettin Tozlu, Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar, Ankara: Akçağ Yayınları,1991, ss. 289-294.

[26] Selçuk Akşin Somel, “Cemaat Mektepleri ve Yabancı Misyoner Okulları”, Osmanlı Uygarlığı, Cilt I, Ed: Halil İnalcık ve G. Renda, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 2003, s. 401.

[27] Paul B. Henze, “Ermeni Şiddetinin Kökeni”, s. 182.

[28] Paul B. Henze, “Ermeni Şiddetinin Kökeni”, s. 185; Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, s. 68.

[29] Helmuth  von Moltke, Moltke’nin Türkiye Mektupları, Çev: Hayrullah Örs, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1995, s. 43, 49.

[30] Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, ss. 61-63.

[31] Seçil K. Akgün, “Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesinde Rolü”, Atatürk Yolu Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 1/1988, s. 11.

[32] Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, s. 38.

[33] “Plans for A College at Van”, The Orient, Vol. 4, No. 43, Constantinople, October 22, 1913, Bible House, sayfa 2-3’ten nakleden Nil Sarı, “Amerikalı Misyonerler ve Ermeni Sorunu”, s. 293.

[34] Tillman C. Trowbridge, “Notes of A Tour in Armenia”, ABCFM Arşivi, Seri ABC 16:7:1, C. 15, No: 291’den nakleden Uygur Kocabaşoğlu, Anadolu’daki Amerika -Kendi Belgeleriyle XIX. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları-, ss. 53-54.

[35] Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839-1938, s. 237.

[36] Joseph Grabill, Protestant Diplomacy and the Near East, Univ. Of Minnesota Press, Minneapolis 1971, sayfa 224’ten nakleden Bilmez Bülent Can, Demiryolundan Petrole Chester Projesi, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000, s. 85.

[37] Sydney Whitman, Turkish Memories, London 1914, sayfa 120-121’den nakleden Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası,  Lefkoşa: Rüstem Yayınları,  2001, s. 63.

[38] Matthew Smith Anderson, Doğu Sorunu 1774/1923 -Uluslararası İlişkiler Üzerine Bir İnceleme-, Çev: İdil Eser, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2001, s. 264; Ki Young Lee, Ermeni Sorunu’nun Doğuşu, Ankara Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998, ss. 64-66.

[39] Ki Young Lee, Ermeni Sorunu’nun Doğuşu, Ankara Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998, ss. 64-66.

[40] Justin McCarthy, Osmanlı’ya Veda: İmparatorluk Çökerken Osmanlı Halkları, s. 131.

[41] Ki Young Lee, Ermeni Sorunu’nun Doğuşu, ss. 64-66.

[42] Roger R. Trask, The United States, Turkish Nationalism and Reform 1914-1939, Leiden baskısı, sayfa 11’den nakleden Bilmez Bülent Can, Demiryolundan Petrole Chester Projesi, s. 87.

[43] Mark Sykes, Darü’l-İslam, Ter: Yılmaz Tezkan, Ankara: 21. Yüzyıl Yayınları, 2000, s. 103.

[44] Paul B. Henze, “Ermeni Şiddetinin Kökeni”, s. 178.

[45] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Maarif Nezareti Evrakı, Tasnif K. MF MGM Dos. No. 3, Gömlek No. 24, Belge 1, Varak 1, 28 Kasım 1894 tarihli belgeden nakleden Bayram Akça, “Antep (Ayıntap) Protestan Okulu ve Ermeni Meselesi”, ASAM Ermeni Araştırmaları Dergisi, Cilt IV, Sayı: 14-15/2004, s. 48.

[46] Merzifon’da meydana gelen Ermeni olayları ve misyonerlerin bu olaylardaki rolleri ile ilgili ayrıntılı bilgi için bakınız: Gülbadi Alan, Merzifon Amerikan Koleji ve Anadolu’daki Etkileri, ss. 342-421.

[47] Van’da meydana gelen Ermeni olayları ve misyonerlerin bu olaylardaki rolleri ile ilgili ayrıntılı bilgi için bakınız: Osmanlı Devleti’nde Amerikalı Misyonerler ve Van Ermeni İsyanı 1896, ss. 206-298.

[48] Hasan Babacan, “1895 Maraş Ermeni Olayları ve Amerikalı Misyonerler”, I. Kahraman Maraş Sempozyumu 6-8 Mayıs 2004, Cilt II, İstanbul: Maraşder Yay., 2005, ss. 645-652; Hasan Babacan, “1895 Maraş Ermeni Olaylarına Yabancı Misyonun Etkisi”, Ermeni Araştırmaları II. Uluslararası Kongresi, 29-30 Mayıs 2004, Cilt I, Ankara: ASAM Yayınları, 2007, ss. 491-504.

[49] Metin Hülagu, “Ermeni Meselesinin Oluşum Sürecinde Misyonerlik Faaliyetlerinin Yeri”, Erzurum Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü 21-22 Haziran 2007 II. Uluslararası Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumuna sunulan yayımlanmamış tebliğ, s. 4-6; Mary Caroline Holmes, Urfa’da Ermeni Yetimhanesi 1919-1921, Çev: Vedii İlmen, İstanbul: Yaba Yayınları, 2005, ss. 59-103; Ali Saip Ursavaş, Urfa’nın Kurtuluş Mücadelesi ve Kilikya Faciaları, İstanbul: Kartaş Yayınları, 1988, ss. 73-102; Uğur Yıldırım, Dünü Bugünü İçyüzü ve Perde Arkasıyla Türkiye’de Misyonerlik, İstanbul: Otopsi Yayınları, 2005, ss. 61-81.

[50] Konuyla ilgili şu kaynaklara bakınız: Metin Hülagu, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Misyoner, Ermeni, Terör ve Amerika Dörtgeninde Türkiye”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 10/2001, ss. 57-99; Ahmet Uçar, Amerikan Misyonerlerinin Türkiye’deki Faaliyetleri 1818-1930, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1988, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, ss. 349-421; Gürsoy Şahin, “Türk-Ermeni İlişkilerinin Bozulmasında Amerikalı Misyonerlerin Rolleri Üzerine Bir İnceleme”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt VII, Sayı: 1/2005, ss. 175-196; Gülbadi Alan, “Osmanlı Belgelerine Göre Ermeni İsyanları ve Amerikan Board Misyonerleri 1875-1918”, Ermeni Araştırmaları II. Uluslararası Kongresi, 29-30 Mayıs 2004, Cilt I, Ankara: ASAM Yayınları, 2007, ss. 505-522; Dilşen İnce Erdoğan, “Amerikalı Misyonerlerin Ermeni İsyanlarının Çıkmasındaki Etkileri”, IV. Türkiye’nin Güvenliği Sempozyumu 16-17 Ekim 2003 Elazığ, Ed: Orhan Kılıç ve Mehmet Çevik, Elazığ: Fırat Üniversitesi Yayınları, 2004, ss. 293-306.

[51] Hüseyin Nazım Paşa, Hatıralarım -Ermeni Olaylarının İçyüzü-, Haz: Tahsin Yıldırım, İstanbul: Selis Kitaplar, 2003, ss. 127-128.

[52] Buradaki Corç olarak geçen misyoner, George P. Knapp’tır. Bitlis Akademisi’nde görev yapan bu misyoner, yapılan tahkikat sonucunda Ermenileri ihtilale teşvik edici faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmış ve 1895 yılında sınır dışı edilmiştir. Ayrıntılı bilgi için bakınız: Necmettin Tozlu, Kültür ve Eğitim Tarihimizde Yabancı Okullar, Ankara: Akçağ Yayınları, 1991, s. 128; İdris Yücel, Kendi Belgeleri Işığında Amerikan Board’ın Osmanlı Ülkesindeki Teşkilatlanması, ss. 149-154.

[53] Burada misyoner Corç, ihtilalcilere silah temin ettiğini itiraf etmektedir. Buna benzer bir olay da Maraş’ta yaşanmıştır. 1895 yılında yurt dışından Amerikalı misyoner Mikalem ve İngiliz misyoner Lee adına gelen bir sandıktan şüphelenen Osmanlı yetkililerinin yaptığı aramada sandıktan barut ve patlayıcı madde çıkmıştır. Resmi kayıtlara geçen bu olay hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Hasan Babacan, “1895 Maraş Ermeni Olaylarına Yabancı Misyonun Etkisi”, ss. 491-504.

[54] Hüseyin Nazım Paşa, Hatıralarım -Ermeni Olaylarının İçyüzü-, ss. 127-128.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



istanbul travesti Haber |istanbul travesti Bilgi |istanbul travesti |istanbul travesti |travesti | ankara travesti|ankara travestileri |ankara travestiankara travesti